Toggle navigation

More posts from this user

enaryo 2d ago
“Suyu görünce taşmak istiyorum
Suyun bardağı var, benim hiç kimsem...”
enaryo 3d ago
Büyümek ne fena şey. Özlediklerinden bile fedakârlık etmek zorunda kalıyor insan. Eskiden ille de bir şey özleyeceksem Nimet’e dair mesela, batman’daki yazları özlerdim. Erken pes edip uykuya kaçışlarını, ben seviyorum diye film izleyeceğimizde salatalık tuzlayışlarını filan... Ya da ne bileyim, Emre’yle ilgili bir şey özleyeceksem, it ayağı yemiş gibi şehri talan edişlerimizi, son otobüsleri kaçırmalarımızı, amcamın dükkânında çalışırken eğlenişlerimizi özlerdim. Şimdi bütün bunları özleyebildiğim günleri özlüyorum. Nimetlere kahvaltıya gidip de çakmakuzen yahut eniştebeyin, seviyorum diye aldığı ve bunu sürekli başıma kaktığı (😂) zeytinli ekmekleri afiyetle yerken eski günleri özlediğim günleri özlüyorum. Emre’yi özlediğimde “du bi arayam da gelmiyo diye trip atam” diyebildiğim günleri ya da. Eski özlemlerimi çok özledim. Çok da yorgunum. Yaşamak zorunda olmaktan, her şeye rağmen...
enaryo 5d ago
Ali geldi.
Gülmek içinizden gelmediğinde, hayata hayretinizi kaybettiğinizde, içiniz bulutlandığında tek ilaç bi çocukla vakit geçirmek belki de. Onun hayretine sarılmak. Gözlerindeki heyecana tutunarak hayatta kalabilirsiniz. Gülüşündeki hesapsızlık zaten bir umut tarlası. Çocuklar iyi ki var be...
enaryo 6d ago
Kuzen, seni çok özledim. Ömrümün son 20 yılında seni düzenli olarak özledim ama bu kez molasız bi özlemek düştü payımıza. O mola yerlerini yıkanlara çok küfrediyorum. O mola yerlerinin molozları vicdanları yerindeki boşluğa dolsun. Kuzen, ben seni daha çok özleyecekmişim. Öyle karar verdi vicdanı körelmiş bi adam. Oysa birbirimizden habersiz aynı tişörtleri alıp birbirimize hava atmaya çalışan çocuklardık biz sadece... #tbt
enaryo 1w ago
Bir zamandır belirli aralıklarla güzel haber bekliyorum. Yarın yine bir süre yerimde duramayacağım. Sık sık kalkıp sigara içeceğim mesela. İkide bir telefona gidecek elim. Önüme aldığım hiçbir işe odaklanamayacağım. Her dönemeçte, her fırsatta bir parçasını daha kesip alıyorlar umudumuzun. Öyle sanıyorlar yani. Ama budanmış bir ağaç gibi bakıyoruz biz ona. Daha güçlü filizler veriyor umut. Bazen, o güzel haber geldiğinde (gelirse değil, geldiğinde. Mühim bu. Gelecek, çünkü hiçbir haksızlık sonsuza dek süremez.) ne yaparım, ilk tepkim ne olur diye düşünüyorum. Galiba olduğum yerde donup kaldığım birkaç saniyeden sonra “Allah be!” diye bağırırım. “Allah be!” derim tekrar. Sonra bir kez daha “Allah be! Allah be!” derim. Ben, nedense en çok mutluyken Allah derim. O esnada gözlerimin de dolacağını tahmin ediyorum, birkaç tekrarın ardından da kendimi sokağa atıp belirli bir hedefim olmadan deli gibi dolanacağımdır muhtemelen. Kendimi ne derece tanımış olduğumu test etmem için, yarın o güzel haberi gönderir misin Allah’ım? Yani ben bunu test etmesem de olur tabii ama Nevoş eksikliğini tanımadan dolsa ya o boşluk? Çok güzel sevineceğim, hakkını vereceğim sevinmenin, söz. O güzel haber gelsin yeter ki...
enaryo 1w ago
Anlar böyle bir şeydir olsa olsa. Her biri farklı bir diğerinden. Kimi alabildiğine genişleyip yayılan, kimi nokta gibi ufacık... Anlar, içine dolan anılarla şekilleniyor.
enaryo 1w ago
Bazen gerçekler, hayaller kadar güzelleşiyor...
enaryo 2w ago
Eskiden kendimle çok kavga ederdim. Kafa göz dalardım kendime. Acayip iyi gelirdi. Şimdi kendimi bi tenhada yakalayamıyorum. Olmuyor. Bazen, sadece bazen, kısacık anlar... onlar da hasret gidermekle geçiyor. Kendimle uzun zamandır kavga edemediğim için de uzun zamandır ben kendim değil gibiyim. Kendimde de değilim galiba. Ben bi yerdeyim, ama orada bana dair hiçbir şey yok. Bana dair hiçbir şey, hiçbir alışkanlık, hiçbir istek, hatta hiçbir hayal orada tutunamıyor. Türdeşlerinin altında kalıp eziliyor her biri. Yerden parçalarını topluyorum.
Bi gün, kendimi bulduğumda, bulabilirsem ya da, üç tarafı cam bi eve taşıyacağım onu. Perdesiz, storsuz... Bakınca duvarlar değil, dünyayı göreceğim. Ya da o görecek. Bilmiyorum, belki birlikte görür, oydu değildi diye kavga ederiz.
enaryo 2w ago
Öfkelendiğimde kendime koyduğum bir sınır var. Karşımdakine, öfkelenmeme neden olan şeyden daha fazlasını yüklememek. Öfkenin bana karşımdakine hakaret etme hakkı vermediğini kendime sık sık hatırlatarak öfkeleniyorum. Öfkelenmenin bana ağzıma geleni söyleme hakkı vermediğini hatırlatarak. Öfkenin bana karşımdakini kırma gücünü vermesinin yegane sebebinin o gücü kullanmama iradesini hatırlatmak olduğuna inanarak... O yüzden önemli bir kısmını susarak geçiriyorum öfkelenme sürecinin bir zamandır. Bir miktar söyleyip sonra susarak. (Karşı tarafla çok ilgili bu. Sözlerimi gerçekten dinlemiyor ve öfkemle öfkesini besliyorsa, kendimi yemek pahasına susabilirim. Öfkenin üçkâğıtçı bir taksici gibi ruhumdan çıkıp gitme yolunu uzatmasına göz yumarak.) Hayatta en sevmediğim sözlerden çünkü, "hiçbir şey senden değerli değil," sözü. Bugün, bu sözü, çok yanlış anlamış, kendisinden başka her şeyi değersiz ve ancak kendi değer verdiği ölçüde var ettiğini zanneden bir nesil olarak mahvettiğimiz bir dünyadayız galiba.
enaryo 2w ago
Bizimkinde yazarlık istidadı var galiba😂
enaryo 2w ago
Gece gece nerden geldiyse aklıma, bu sahne geldi. Yirminci bölümün sonları. Hikâyenin başından beri kendisi de bekleyişi de ciddiye alınmayan, aşk acısında bile ona değil aşk acısına hürmetten sarılıp sarmalanmış, bekleyişine alışılmış, alışılarak öldürülmüş bir çocukken İsmail Abi, ilk kez bu sahnede biri ona beklediği soruyu sordu. Cevabını aldı, kabul etti. Onu gerçeklerle yormadı. Ve ondan bile önce, ondan bile kararlı, dönüp el salladı o bekleyişe. İşte tam o an Serkan Keskin'in bi oyunu var, yıllardır her izlediğimde değil, her hatırıma düştüğünde içime bir kâğıt kesiği atar. Hani sanki yapı iyice ısıtmış da tava haşlamasının hamurunu tavaya dökmüş anneannem, öyle biz cız sesi içimde. Ne kadar gerçeklerden uzak olursa olsun, hayatının merkezine koyduğu bir duyguya ilk kez inanmış biri, ilk kez onu gerçeklerin ve hayatın önüne koymuş... bunun şaşkınlığını ve tereddütünü öyle şahane işledi ki içime... bi duyguyu soyutluktan çıkarttı, somut, ağır ve kocaman bir taş gibi şimdi içimde.
(Ekran görüntüsü aldım ama yetmez ki bi donmuş an. Hareketli bi duygu o.)
enaryo 3w ago
Zehroş yazmayı öğrenince geçen yıl, babama mektup yazmış. Daha da küçükken, dua etmeyi öğrendiğinde de, "siz" diyordu hep Allah'a. Samimiyet "sen"de değil her zaman. Sözcükler aslında ay gibi daha çok. Bir şey oluşturmuyor, yalnızca yansıtıyorlar. Kalbimiz daha güzel, daha net yansısın diye önemli ama hangi sözcükleri seçtiğimiz...
enaryo 3w ago
Güzellik karşısında en çok susmayı bilmeli galiba insan...
enaryo 3w ago
Bu haftanın #tbt si korkularımı yendiğimi düşündürtebilir. Ama yenmedim aslında. O korku hep kalbimin cebinde. Sadece o gün ona rağmen bile değil, onunla beraber çıktım oraya. İnsanların karşısında konuşamam ben. Beceremem yani, cümleleri toparlayamam, sesim titrer, zaten bozuk olan duruşum kaplumbağaya evrimleşme yolunda hızla ilerler. Bir zaman @nergisoz ün canlandırdığı bi karakter "mide en delikanlı organdır," demişti ama benimki herkesten önce tası tarağı toplayıp kaçar. Koca bi boşluk hissederim yerinde. Her seferinde boşluğun ne ağır olduğunu düşünürüm hayretle. İnsanların karşısında konuşamam işte. Ama o gün konuşmam gerekmişti. Hiçbir şey için değil, babam için yapmam gerekiyordu bunu. Kızı babasını anlatacak demişlerdi. İsmimi filan söylediler. Kaçışım yoktu. Aklımdan geçenlerin çok azı çıktı ağzımdan. Bir an önce kaçıp gitmek arzusu geri kalanların başını ezdi. Kalbimden geçenler zaten kalıp tutmaz. O gün, "bizde baba hep dağa benzetilir," demiştim. "Oysa ben babamı daha çok bir ağaca benzetiyorum. Gölgesini kimseden esirgemeyen bi ağaca. Sınıfta öğretmenliğin yanında baba, evde babalığın yanında öğretmen olabilen biri... O yüzden ben, dünyanın bütün çocuklarıyla kardeş hissediyorum kendimi." Arada bir iki şey daha zırvalamış olabilirim. Ama şunu söylemeyi unuttum ve şimdi ekliyorum: "Öyle şefkatli bi ağaçtı ki, dallarına tırmanmak isteyen çocuklar yetişemezse, dallarını eğerdi. Üstelik çizmezdi de kollarını bacaklarını. Düşecek gibi olurlarsa, canları yanmasın diye düşecekleri yere yaprak dökerdi... Dağ gibi değil, mütebessim bi ağaç gibiydi babam."
enaryo 4w ago
Bence eski şarkılar, zamana atılmış bi çentik. Zamana atılmış ama dinleyeni sızlatıyor. Zamanı ancak kalem, kayıt aygıtlarının genel adı olarak kalem çizebiliyor. Hani kâğıda bastıra bastıra yazarsınız da arka sayfalara da düşer ya izi, iyi şarkılar biraz ona benziyor.
Nerden geldiysem, bi dizi izliyodum, yan yoldan Tatyos Efendi'ye götürdü beni Youtube. Mâni Oluyor'a takıldım sonra. Çorlu'daki evde babamla karşılıklı kanepelere uzanıp dinleyişimiz geldi hatırıma. Sözlerini anlayıp anlamadığımı sormuş, çözemediğim kelimeleri köklerine değin anlatmıştı. Oysa küçükken ne kızardım hep trt4 açıp eski eski şarkıları dinletiyor bize diye...
*saat dedemden, kalem babamdan emanet. İkisinin de kıymetini bilemedim galiba. Ne zamanımı ne kalemimi doğru kullanabiliyorum.
enaryo 4w ago
"Neden intihar etmek istedin?" diye sordu doktor.
Benden duyacaklarını zerre merak etmediğine yemin edebilirim. Bakışlarımı duvara çevirdim ben de ilgisizce. Filmlerde gördüğüm kadarıyla benim durumumdakiler hep öyle yapıyordu. Yeterince sustuğuma kanaat getirdikten sonra, "İntihar etmeye çalışmıyordum," dedim.
"Ne yapıyordun peki? Neden atladın üçüncü kattan?"
"Bi' şey deniyordum."
"Nasıl yani? Bir şey denerken yanlışlıkla mı düştün?"
"Hayır. Bir şey denemek için atladım."
"Ne deniyordun peki?"
"Kafa üstü düşersem hafızamı kaybeder miyim, onu görmek istedim. Kaybetseydim, çok güzel olurdu bence. Ama fizik dersinde anlatmışlardı, ağırlık merkezi filan, öyle bir şeyler varmış. İşte ben de o yüzden popo üstü düştüm."
"Ölmek istemedin yani."
"Yok, öldürmek istedim ben daha çok. Zihnimden hiç çıkmayan o ânı öldürmek istedim."
enaryo 4w ago
"Bi süre sonra hiçbi şeyin hiçbi şeyle alakası kalmıyo. Öyle bir başına bir varlığa dönüşüyor bazı duygular. Bazı acılar, sebebinden bağımsızlığını ilan ediyor. Sonra topraklarımızı almak için savaş açıyorlar bir de. Bazı utançlar, sebeplerinden ayrılıyor. Nedensiz şarkılar gibi dolanıp duruyorlar içeride.
İnsan ne garip yaratık," yazmışım bi zaman defter bulamadığımdan telefona, unutmuşum sonra. Bazı sözcükler de yazılmalarına vesile olan hadiselerden kopuyor demek.
enaryo 5w ago
"Katılaştım ben Cemil. Hiç istemeden, bundan korka korka katılaştım. Pişerken ihmal edilmiş tarhana gibi topak topak içim. Her şeye, herkese karşı değil elbet... Ama bazılarına karşı kaskatı oldum işte. Üzülebilmek ne güzeldi oysa. Şimdi çok çok öfke duyabiliyorum onlara. O da bazen... Yaşadıkları güçlükler, çektikleri acılar içime dokunmuyor. Erişemiyor sanki, ne bileyim, değmiyor işte. Hepsinin başına bir 'sözde' yahut 'iddia edilen' yerleştiriveriyor içimdeki topaklar. Ruhsuz, cansız, sahte geliyor hepsi. Sanki legolardan inşa ediyorlar onca derdi. Sevinçleri bile kıpırdatmıyor içimi biliyor musun? Bi sevincin sahiciliğinden şüphe edeceğim aklıma bile gelmezdi oysa. Nihayetinde çocuk bi duygu o. Çocuk bi hâl. Sahteliğe ihtiyaç duymayacak kadar içten ve hesapsız bir çocuk hem de. Ama kıpırdamıyor içim. Onlar için sevinemiyorum. Üzülemiyorum onlar için. Kendimi kaskatı bi ceset gibi hissediyorum öyle anlarda. Bi insanın sıkıntısına böyle kayıtsız kalabileceğimi bilmezdim. Ben neden katılaştım Cemil? Bunu sorup duruyorum kendime. Beni katılaştırdılar deyip geçmesi kolay elbet. Ama ben neden karıştırmadım içimin kazanında o çorbayı? Neye daldım da unuttum, böyle topak topak oldum?"